deprem
Büyüt
1963- 1998 yılları arasında meydana gelen depremlerin yeryüzünde dağılışı 

Deprem nedir?

Yer sarsılmasıdır. Yerkabuğundaki bazı jeolojik olaylar sonucu meydana gelir. Tabii felaketlerin en büyücü olan depremlerin pek çoğu hissedilmeyecek kadar hafif geçer. Denizlerin altında, yahut insanların oturmadığı bölgelerdeki depremler ancak özel aletlerle kaydedilir. Ama şiddetli bir deprem insanların oturduğu bir yere rastlarsa büyük can ve mal kaybına yol açar. Depremler en çok yerkabuğunun nispeten yakın zamanlarda kıvrılmış ve kırılmış, henüz yerleşmemiş bölgelerinde olur. Çeşitli yer altı kuvvetlerinin meydana getirdiği basınç sonunda kayaların kırılıp,  yerleşmesi depreme yol açar. Bundan başka kaya tuzu ve gibi gibi kolay eriyen maddelerin bulunduğu yerlerdeki büyük mağaraların birden çökmesi de depreme sebep olur. Depremler en çok yerkabuğunun yüksek dağlarla kaplı bölgelerinde meydana gelmektedir.

Yeryüzündeki deprem kuşağı büyük dağ zincirlerinin bulunduğu Amerika'nın Büyük Okyanus kıyılarını, Japonya ve Güneydoğu Asya'ya Himaİayalar'ın güney eteklerini, Anadolu'yu ve Güney Avrupa'yı içine alır. Bir deprem olduğu zaman, depremin merkezinden etrafa doğru muntazam titreşimler yayılır. Buna «deprem dalgaları» denir. Deprem dalgalarının şiddeti merkezden uzaklaştıkça azalır. Dünyada en çok deprem Japonya'da olur. Bu ülkede ortalama günde üç deprem olursa da çoğu zararsızdır. 1920'de Çin'in Kansu eyaletindeki bir depremde 200.000, 1923'te Japonya'daki depremde ise 90.000 kişi ölmüştür.

Son yüzyılın Türkiye'deki en büyük depremi 1939'da Erzincan ve çevresinde olmuş, 32.000 kişi ölmüştür. Son yılların büyük depremleri ise sırasıyla 1957'de Fethiye, 1966 ağustosunda Varto, Hınıs ve çevresi (2477 ölü), 1967'de Adapazarı, 1968'de de Bartın, Amasra ve çevresinde geniş hasarlara sebep olan depremlerdir. Deniz altındaki depremlerin meydana getirdiği dalgalar da çok defa büyük zararlar verir. 1755'te bir depremin meydana getirdiği dalgalar on binlerce insanı denize sürüklemiş, 1946'deki bir başka deprem sonunda da Büyük Okyanus'taki bazı adalar yok olmuştur. Depremler genellikle fayların çatlamasıyla yerkabuğunda beklenmedik bir anda ortaya çıkan enerji sonucunda meydana gelen sismik dalgalanmalar ve bu dalgaların yeryüzünü sarsması olayıdır.

Sismik aktivite ile kastedilen meydana geldiği alandaki depremin frekansı, türü ve büyüklüğüdür. Depremler Sismometre ile ölçülür. Bu olayları inceleyen bilim dalına da Sismoloji denir. Depremin şiddeti Moment magnitüd ölçeği (ya da eskiden kullanımda olan Richter ölçeği) ile belirlenir. Bu ölçeğe göre 3 ve altı şiddetteki depremler genelde hissedilmezken 7 ve üstü şiddetteki depremler yıkıcı olabilir. Sarsıntının şiddeti Mercalli şiddet ölçeği ile ölçülür. Depremin meydana geldiği noktanın derinliği de yıkım kuvvetine etkilidir ve yer yüzüne yakın noktada gerçekleşen depremler daha çok hasar vermektedir. Dünya yüzeyinde gerçekleşen depremler kendilerini bazen sallantı bazen de yer değiştirme şeklinde göstermektedir. Bazen yeryüzüne yakın bir noktada güçlü bir deprem gerçekleştiğinde tsunamiye sebep olabilir. Bu sarsıntılar ayrıca toprak kayması ve volkanik aktiviteleri de tetikleyebilir.

Deprem nasıl oluşur?

Depremlerin önemli bir bölümü yeryüzünden yaklaşık 12 km. derinliğe kadar uzanan elastik kısımla üst kabuk içindeoluşur. Bu derinlikten daha aşağılarda sıcaklık 400 derecenin üzerinde olduğu için yer değiştirme hareketi depremsiz, kırip denilen yavaş plastik şekil değiştirme enerjisi şeklinde yutulur. Buna karşılık elastik üst kısımda ise her yıl birkaç cm.lik yer değiştirme yüzyıllarca birikerek birkaç metre birden büyük bir depremle oluşmaktadır. Depremler sırasında ilk kırılma başlangıcının bu elastik alan sınırında oluştuğu anlaşılmaktadır.

Deprem, yer içinde fay olarak adlandırılan kırıklar üzerinde biriken biçim değiştirme enerjisinin aniden boşalması sonucunda oluşan yer değiştirme hareketinin neden olduğu karmaşık elastik dalga hareketleridir. Bu yer değiştirme miktarı depremin büyüklüğü ile doğdu orantılı olup özellikle sığ depremlerde belli bir büyüklükten sonra faylanma ile ilgili kırıklar yeryüzünde de görülmektedir.

Deprem türleri nelerdir?

Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle “Tektonik” depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar. Yeryüzünde olan depremlerin %90’ı bu gruba girer. Türkiye’de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler “Volkanik” depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar.

deprem

Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya’da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye’de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.

Bir başka tip depremler de “Çöküntü” depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir. Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya’da Tsunami’den 1896 yılında 30.000 kisi ölmüstür.

Tektonik depremler

Yeryüzünde oluşan depremlerin % 90’ı tektonik depremlerdir. Yer kabuğunu oluşturan levhaların birbirine basınç uygulamaları ve birbirlerini hareket ettirmeleri sonucu oluşan deprem türüdür. Türkiye’de oluşan depremlerin büyük bir bölümü tektonik depremler grubundadır.

Volkanik depremler

Volkan patlamaları nedeniyle oluşan depremlerdir. Yerin altında bulunan lav dediğimiz yanıcı katı ve gaz kütlelerinden oluşan sıvı yeryüzüne çıkmak istediğinde, lavların hareketinden dolayı bir gaz sıkışması olur. Bu gaz sıkışmaları ise volkan patlamalarını meydana getirmektedir. Japonya ve İtalya’da oluşan depremlerin bir kısmı volkanik depremlerdir. Türkiye’de ise aktif bir yanardağ bulunmadığından bu tür depremlergörülmemektedir.

Çöküntü depremler

Bu tür depremler yerin altında oluşan boşlukların tavanlarında bulunan toprağın erimesi, yumuşaması ya da çökmesi sonucu oluşan depremlerdir. Çöküntü depremlerin oluşmasında maden ocaklarında yapılan kazı çalışmalarının olumsuz etkisi olmaktadır. Ayrıca barajlar yapılırken bir fay hattına denk gelinip toprağın çökmesiyle de çöküntü depremler oluşabilir. Bu tür depremlerin hissedilme alanı yerel olduğundan enerjileri ve etkileri diğer türlere göre daha azdır.

Tsunami

Deprem odağı denizin altında olan ve denizin içerisinde meydana gelen deprem türüdür. Depremin meydana geldiği denizde dalgalar kıyıya doğru olur ve o kadar büyük boyutlara ulaşır ki, kıyıdaki tüm ev ve binalara zarar verir. Bu dev dalgalara ise tsunami adı verilmektedir. Deniz depremlerinin en çok görüldüğü ülke olan Japonya’da 1896 yılında tsunamiden 30.000 kişi hayatını kaybetmiştir.

Deprem parametreleri

Herhangi bir deprem oluştuğunda, bu depremin tariflenmesi ve anlaşılabilmesi için “DEPREM PARAMETRELERİ” olarak tanımlanan bazı kavramlardan söz edilmektedir. Aşağıda kısaca bu parametrelerin açıklaması yapılacaktır.

Odak noktası (Hiposantr)

Odak noktası, yerin içinde depremin enerjisinin ortaya çıktığı noktadır. Bu noktaya odak noktası veya iç merkez de denir. Gerçekte, enerjinin çıktığı bir nokta olmayıp fay düzlemi üzerinde bir alandır. Fakat pratik uygulamalarda nokta olarak kabul edilmektedir.

Dış merkez (Episantr)

Odak noktasına en yakın olan yer üzerindeki noktadır. Burası aynı zamanda depremin en çok hasar yaptığı veya en kuvvetli olarak hissedildiği noktadır. Aslında bu, bir noktadan çok bir alandır. Depremin dış merkez alanı depremde açığa çıkan enerjiye ve derinliğe bağlı olarak çeşitli büyüklüklerde olabilir. Bazen büyük bir depremin odak noktasının boyutları yüzlerce kilometreyle de belirlenebilir. Bu nedenle “Episantr Bölgesi” yada “Episantr alanı” olarak tanımlama yapılması gerçeğe daha yakın bir tanımlamadır.

Odak derinliği

Depremde enerjinin açığa çiktiği noktanın yer yüzünde olan en kısa uzaklığa depremin odak derinliği olarak adlandırılır. Türkiye'de olan depremler genellikle sığ depremlerdir ve derinlikleri 0-60 km arasındadır. Orta ve derin depremler daha çok bir levhanın bir diğer levhanın altına girdiği bölgelerde olur. Derin depremler çok geniş alanlarda hissedilir. Buna karşılık yaptıkları hasar azdır. Sığ depremler ise dar bir alanda hissedilirken bu alan içinde çok büyük hasar yapabilirler.

Odak mekanizması çözümü

Deprem sonucu oluşan elastik dalgaların (cisim ve yüzey dalgaları) dinamik özelliklerini etkileyen en önemli faktörlerden birisi, deprem odağındaki hareketin mekanizmasıdır. Bu nedenle cisim dalgaları, hem de yüzey dalgaları depremlerin odak mekanizmasının saptanmasında kullanılır.

Şiddet

Her hangi bir derinlikte olan depremin, yer yüzündeki bir noktada hissedilen etkisinin ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle, depremin şiddeti onun yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür. Bu etki depremin büyüklüğü, odak derinliği, uzaklığı, yapıların depreme karşı gösterdiği dayanıklılığa bağlı olarak değişik olabilmektedir. Şiddet, depremin kaynağındaki büyüklüğü hakkında doğru bilgi vermemekte beraber, deprem dolayısıyla oluşan hasarı yukarıda belirtilen etkenlere bağlı olarak yansıtır.Depremin şiddeti, depremlerin gözlenen etkileri sonucunda ve uzun yılların vermiş olduğu deneyimlere dayanılarak hazırlanmış olan “Şiddet Cetvelleri” ne göre değerlendirilmektedir.

Diğer bir değişle “Deprem Şiddet Cetvelleri” depremin etkisinde kalan canlı ve cansız her şeyin depreme gösterdiği tepkiyi değerlendirmektedir. Önceden hazırlanmış olan bu cetveller, her şiddet derecesindeki depremlerin insanlar, yapılar ve arazi üzerinde meydana getireceği etkileri belirlemektedir. Deprem şiddet cetvellerinde, şiddetler Romen rakamıyla gösterilmektedir. Şiddetin V ve daha küçük belirlendiği bölgelerde depremler genellikle yapılarda hasar oluşturmazlar. VI-XII arasındaki şiddetler ise, depremlerin yapılarda meydana getirdiği hasar ve arazide oluşturduğu kırılma, yarılma, heyelan gibi bulgulara dayanılarak değerlendirilmektedir. Geliştirilmiş Mercalli Ölçeği Çizelge 1 de verilmektedir.

Büyüklük (M, Manyitüd)

Deprem sırasında açığa çıkan enerjinin bir ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Enerjinin doğrudan doğruya ölçülmesi imkani olamadığından, Richter tarafından 1930 yıllarında bulunan bir yöntemle depremlerin aletsel bir ölçüsü olan “Manyitüd” tanımlanmıştır. Richter, episantrdan 100 km uzaklıkta ve sert zemine yerleştirilmiş özel bir sismografla (2800 büyütmeli, özel periyodu 0.8 saniye ve %80 sönümü olan bir Wood-Anderson torsiyon Sismografi ile) kaydedilmiş zemin hareketinin mikron cinsinden (1 mikron = 0.001 mm) ölçülen maksimum genliğinin 10 tabanına göre logaritmasını bir depremin “manyitüdü” olarak tanımlanmıştır. Deprem büyüklükleri 5 farklı şekilde hesaplanır:

Süreye bağlı büyüklük

Daha büyük depremlerin, sismometre üzerinde daha uzun bir süre için salınımlara yol açacağı ilkesinden hareket edilir. Depremin, sismometre üzerinde ne kadar uzun süreli titreşim oluşturduğu ölçülür ve deprem merkezının uzaklığı ile ölçeklenir. Bu yöntem daha çok küçük (M<5.0) ve yakın (r<300 km) depremler için kullanılır.

Yerel (Lokal) büyüklük

Bu yöntem 1935'de Richter tarafından depremleri ölçmek için önerilen ilk yöntemdir. Bu yöntem, havuza atılan taş örneğine benzetecek olursak, taşın suya çarparken oluşturduğu ses dalgalarının suyun içerisine yerleştirilmiş bir mikrofon ile dinlenmesine benzetilebilir. Ses kaydında oluşan en yüksek genlik değeri, uzaklık ile ölçeklenerek taşın büyüklüğü hakkında bilgi verecektir. Depremin büyüklüğünü bu yöntemle kestirirken de aynı ilke uygulanır. Bu yöntem de görece küçük (büyüklüğü 6.0 dan az) ve yakın (uzaklığı 700 km de az) depremler için kullanılır. Doğru değerlerin bulunması için sismometrelerin çok iyi ayar edilmiş olması esastır.

Yüzey dalgası büyüklüğü

Bu yöntem ilk iki yöntemin yetersiz kaldığı büyük depremleri (M>6.0) ölçmek için geliştirilmiştir. Havuz örneğine geri dönecek olursak, suyun yüzeyinde oluşan ve halkalar şeklinde merkezden çevreye yayılan dalgaların en yüksek genliginin ölçülmesi esasına dayanır. Bu tür dalgalar yeryüzünde kaynaktan çok uzak mesafelere yayılabilirler. Diğer yöntemlerin aksine bu yöntemin güvenilirliği uzak mesafelerden yapılan ölçümlerde daha da artar.

Cisim dalgası büyüklüğü

Bu yöntem yüzey dalgası yöntemine benzer, tek farkı yüzeyden yayılan dalgalar yerine derinliklerde ilerleyen dalgaların kullanılmasıdır. Yine havuz örneğindeki gibi, taşın suya çarpması ile oluşan ses dalgalarının (akustik dalga) uzak mesafelere yayılması esas alınmaktadır. Deprem için de durum benzerdir. Ancak yerkabugu içerisinde sadece ses dalgası (P) degil, kesme dalgası (S) adı verilen bir başka dalga türü de üretilir. Bu iki dalga türünün tümüne Cisim Dalgaları adı verilmektedir. Sismometreler, bu her iki dalga türünü (Cisim Dalgalari) de kaydeder. Uzak mesafelere yayılan bu dalgaların en yüksek genligi odak noktasındaki deprem büyüklüğü hakkında bilgi verecektir.

Öncü ve artçı depremler

Büyük bir deprem çok ender olarak tek sarsıntıdan oluşur. Bazen büyük bir depremden (ana sok) birkaç gün ya da birkaç hafta önce, ana sok yakınında küçük sarsıntılar olabilir. Bunlara “öncü depremler” denir. Örnek olarak 22 Mayıs 1971 Bingöl depreminden bir gün önce olan deprem bu depremin “öncü depremi” olmuştur. Bu deprem daha sonra büyük deprem olduğu için öncü deprem olarak nitelendirilmiştir. Eğer arkasından bu büyük deprem olmasaydı o zaman o deprem kendi başına bir deprem olarak nitelendirilecekti. 1 Ekim 1995 Dinar depreminden önce kaydedilen depremler de “öncü” depremler niteliğindedir.

Büyük bir depremden sonra aylarca sürebilen, ana sarsıntıdan daha küçük ve zamanla giderek araları açılan ve büyüklüklerı azalan bir dizi sarsıntılar olmaktadır. Bunlara da “artçı depremler” denir. Ana fay bölgesi ya da dogrultusu üzerindeki jeolojik yapı değişken olduğu için, birikmiş bütün enerji tek büyük sarsıntı ile boşalmaktadır ve enerji boşalması ve gerilmelerin yeniden dağılımı sürekli olarak devam etmekte ve büyük bir depremin arkasından yüzlerce hatta binlerce daha küçük deprem günlerce, haftalarca, aylarca hatta yıllarca sürebilmektedir. Düşey atımlı faylarla ilgili depremlerde artçı sarsıntılar daha uzun sürmektedir. 1970 Gediz ve Dinar depremlerinin artçılarıçok uzun sürmüş, Gediz depreminde 1 yıl kadar olmuştur.

Artçı sarsıntılar genellikle ana sarsıntıdan daha küçük manyitüdlü olmaktadır. Ana sarsıntıdan etkilenen bazı yapıların hasarı, büyükçe manyitüdlü artçı depremlerde daha da artabilir, hatta artçı depremler hasarlı yapıları yıkabilir. Özellikle ilk sarsıntıda yıkılmaya çok yaklaşmış yapılar çok sayıda olan artçı sarsıntılarda hızla yıkılmaya geçebilir. Ana sarsıntıdan sonra olan en büyük artçı sarsıntının manyitüdü çoğunlukla ana sarsıntıdan 1 ölçek daha küçük olmaktadır.

Mikro deprem

Büyüklüğü M=3 ve daha küçük olan depremler mikrodeprem olarak isimlendirilir. Mikrodepremler, genellikle yer kabugunun üst kesimlerinde oluşurlar. Bu depremler zemin gürültüleri şeklinde de gelişebilirler. Bu nedenle bu tür depremler öncü yada artçı depremlerle kolaylıkla karıştırılabilir. Büyük bir depremden önce, bu tür depremlerin normal zemin gürültüsü mü yoksa öncü bir deprem mi olduğuna karar vermek güçtür. Örneğin baraj ve yapay göl gibi büyük su kütleleri inşa edildikten sonra o bölgede artan mikro deprem etkinligi bu tür depremlerdir.

Deprem fırtınası

Sınırlı bir bölgede bir hafta yada birkaç hafta süresince çok sayıda oluşan mikro depremler deprem fırtınası olarak isimlendirilir. Deprem fırtınası diğer bir enerji boşalım yoludur. Deprem fırtınası bir ana şokun varlığını belirtmez ve en fazla sayıya ulaşıncaya kadar sürekli artar ve sonra yavaş yavaş azalır. Deprem fırtınaları, genellikle bir gün içinde birkaç bin küçük deprem oluşumu şeklinde görülür. Bu tür depremler, volkanik bölgelerde daha sık gözlenmektedir.

Depremden korunma yolları

Yaşadığınız / bulunduğunuz mekanı inceleyin. Korunma için bulunacağınız yeri ve muhtemel kaçış yolunu belirleyin. Eğer bulunduğunuz noktadan kendinizi 10-15 saniye içinde bina dışına çıkartacak ve güvenli bir açık alana ulaştıracak pozisyonunuz varsa bu yolu saptayın. (Bu yöntem sadece giriş altı, giriş ve birinci katta olanlar için geçerlidir.) Deprem sırasında ilk 10-15 saniye binayı terk edebilmek açısından çok önemlidir. Binalarda yıkıma yol açan unsur, hissettiğiniz ilk sarsıntı değil, binanın rezonansa girmesidir. Bu da size 10-15 saniyelik süre kazandırmaktadır. Bu süre içinde kaçma eylemini gerçekleştirebilecek bir yöntem bulduğunuz taktirde tatbik ederek zamanı saptayın. Böylelikle hem kesin kaçış sürenizi öğrenebilir, hem de bu süreyi daha da kısaltacak yöntemler geliştirebilirsiniz.

Kişisel kaçış zamanı ile birilerine yardım ederek (eşiniz, çocuğunuz, iş arkadaşınız ya da bedensel özürlü) kaybedeceğiniz zaman çok farklıdır. Farklı senaryolar geliştirmenizde ve süre tutarak denemenizde yarar vardır. Binayı terk ederken mutlaka başınızı yüksekten veya tavandan düşen nesnelerden korumalısınız. Bu aşamada yastık bir işe yaramayacak, aksine çevrenizi görmenize ve sesleri duymanıza engel olacaktır. Bir kask veya baret, bulamazsanız bir sandalye veya bir tahta parçası, büyük ve kalın bir kitap işinize yarayabilir.

deprem

Eğer binayı 10-15 saniye içinde terk edemiyorsanız, kesinlikle merdivenlerden, merdiven boşluklarından uzak durunuz. Asansör bir tuzaktır, kullanmayınız. Yıkılan binalarda en yüksek oranda ölüm bu noktalarda meydana gelmektedir. Birinci kattan daha yüksekteyseniz atlamayı denemeyiniz. Bunun yerine yüksek binalarda yapılması zorunlu olan harici yangın merdivenlerini kullanınız. Demir konstrüksiyondan inşa edilen bu merdivenler, binadan bağımsız olduğu için yıkım darbesinden daha zor etkilenecek ve bağlı olduğu yerden kopması halinde çeperlerindeki kuşaklar nedeniyle düşme anında bir koruma alanı oluşturacaktır. Dahili yangın merdivenleri koruyucu bir alan yaratmayacaktır.

Eğer bulunduğunuz bina depreme dayanıklı ve bulunduğunuz mekandaki masa çelik veya kalın masif ahşap malzemeye sahipse başınıza düşebilecek eşyalardan sizi koruyabilir. Ama tavan çökmesi halinde hiçbir koruyucu özelliği olmayacaktır. Bir "yaşam üçgeni alanı" yaratın. Masa, yatak altı gibi yerler yerine, ağırlık merkezi yere yakın çelik dolaplar, para kasaları, çamaşır ve bulaşık makinesi gibi nesnelerin yanına yatın ve cenin pozisyonu alın. Herhangi bir yıkılma anında bu nesneler belki ezilecek ama asla yok olmayacaklardır. Yanlarında yaratacağı alan sizin yaşam üçgeniniz olacaktır. Mutfak iyi bir saklanma ve yaşam üçgeni yaratabilecek uygun bir ortamdır. Tezgah altında veya yanında yer alan fırın, bulaşık makinesi bu bölümün ezilme oranını en aza indirger.

Ancak set üstü dolaplardan dökülecek tabak, bardak ve benzeri cisimlere karşı bir önlem alınması, rafların düşmesine engel olmak için de duvarla olan bağlantılarının sabitleştirilmesinde yarar vardır. Bulunmamanız gereken bir yer de kapı pervazlarıdır. Kapı pervazlarının taşıyıcı hiçbir özelliği yoktur. Çelik kapılara da güvenilmemelidir. Bunların da taşıyıcı özelliği olmadığı gibi gerektiğinde kırılması mümkün değildir. Ayrıca üzerinize devrilme riski de bulunmaktadır. Unutmayın, depreme uykuda yakalandığınız taktirde kullanmanız gereken 10-15 saniyelik süre bir hayli azalacaktır. Yatağınızın hemen kenarına ve yanına yan yatarak cenin pozisyonu alın. Deprem sonrası ihtiyaçları belirleyerek, bunları evde ulaşımı kolay ve herkes tarafından bilinen bir yerde, ayrıca arabanızda hazır tutun.

Deprem kelimesinin ingilizcesi

n. earthquake, quake, shake, trembling of the earth